Tweetle

Geleceğin öncüsü...

Diğer

Fuzuli

Asıl adı Mehmet bin Süleyman. Doğum yeri, tarihi ve ailesine ilişkin kesin bilgiler yoktur. Akkoyunlu ve Safevi dönemlerinde Irak’ta yaşadı. 1543′te Kanuni Sultan Süleyman Bağdat’ı ele geçirince Osmanlı kültür çevresine de girdi. Şii olması nedeniyle önceleri gerekli ilgiyi görmediyse de zamanla Divan Edebiyatı’nın en büyük lirik şairi olarak değerlendirildi. Kanuni, Bağdat’ı fethettiği zaman padişaha ve önde gelen vezirlere kasideler yazdı. Padişah da ona küçük bir aylık bağladı. Ancak bu aylığı alamadığı için Nişancı Celalzade Çelebi’ye yazdığı Şikâyetname’de uğradığı haksızlığın yanı sıra dönemin bürokratik engellerini ve yolsuzluklarını da dile getirdi. Nitekim toplum düzenindeki bu bozulmayı, “Selam verdim, rüşvet değildir diye almadılar” diyerek anlatmaya çalıştı. Arapça ve Farsçanın yanı sıra Türkçeyi de şiirlerinde aynı ustalıkla kullandı. Mahlasını bilerek seçtiğini, kimsenin bu sözcüğü kullanamayacağını bildiğini söylerse de, aynı yazılıştaki fudala-fuzala’nın fazıllar, erdemliler anlamına geldiğine dikkati çekenler de vardır. Tüm divan şairleri gibi, onun da başlıca geçim kaynağı, güç ve söz sahibi kişilere uygun vesilelerle övgüler (methiye, kaside) yazarak kişiliğine uygun ödüller kazanmaktı. Bu konuda Fuzuli, Uzun Hasan’a, Safevi şahlarına, Bağdat valilerine, Osmanlı padişahına, sadrazam, kazasker ve önde gelen devlet adamlarına kasideler yazdı. (Türkçe divanının kasaid bölümünde, Kanuni için 3, Ayas Paşa için 7 olmak üzere başkalarına da sunulmuş toplam 42 kaside yer alır). Bu anlayışla, Bengü Bade (Afyon ve Şarap) mesnevisini (444 beyit), Şah İsmail’e (1510), Leyla ve Mecnun’u Üveys Paşa’ya (1535), Hadikatü’s-Süeda’yı (Kutlular Bahçesi) Bağdat Valisi Mehmet Paşa’ya sundu. Türkçe yazdığı Leyla ve Mecnun mesnevisi, en ünlü eseridir. Derin bir aşkı dile getiren bu eser, sayısız kez basıldı, opera olarak bestelendi ve başka dillere de çevrildi. Fuzuli ömrünü Bağdat yöresinde geçirdi ve bir veba salgınında Kerbela’da öldü. Mezarı da buradadır. Şiirlerinde aşk konusunu, insan ruhunda yarattığı tüm duygu çeşitliliği ve dram derinlikleriyle anlatmayı amaç edinmiştir. Şii olmasına karşın, şiirlerindeki ustalıkla Sünni kesimi de etkilemeyi başarmış ender divan şairlerindendir.

Karacaoğlan

17.yüzyılda yaşadiğı sanilan bir aşıktır.Yaşamı ve kimliği ile ilgili bilgiler yetersiz ve çelişkilidir;ama bilinen bir karacaoğlan kimliği vardır.Bu kimliğe göre Karacaoğlan Adana,İçel,Kahramanmaraş Gaziantep,Halep yöreleri ile İç Anadolu’nun bazı yerlerini gezip dolaşan göçebe bir Türkmen obasının üyesidir.Şiirlerin bütünü göz önünde bulundurulunca Karacaoğlan yalnız saz çalıp türküler söyleyen bir aşık olarak değil halkın binlerce yıllık bilgi,görenek ve davranış birikimini ustaca yansıtan bir halk bilgisi olarak karşımıza çıkar.





 

Mevlana Celaleddini Rumi

Tasavvuf düşüncesinin Anadolu’daki öncülerinden olan Mevlana’nın asıl adı Muhammed Celaleddin’dir. Babası Bahaeddin Veled ile Bağdat üzerinden Anadolu’ya geldi.Bir süre Karamanda oturan Bahaeddin Veled 1228’de Konya’ya geçerek burada müderrisliğe başladı . 1218-1228 arasında 10 yıllık yolculuğunda hep babasının yanında bulunan Mevlana din ve tasavvuf alanındaki temel bilgileri ondan öğrendi.Bahaeddin Veled 1231’ölünce müderrislik Mevlana’ya verildi. 1244’te Konya’ya gelen İranlı mutasavvıf Şemsi-i Tebrizi ile tanışması Mevlana’yı bütünüyle tasavuvufa yöneltti.Şemsi-i Tebrizi’nin 1247’de ortadan kaybolmasından sonra müderrisliği bırakan,içina kapanan Mevlana şiir yazmaya koyuldu .İlk büyük yapıtı oalan altı ciltlik Divan-ı Kebir’i yazdı. Yaklaşık 26 bin beyitten oluşan ,alegori ve fıkralarında yer aldığı Mesnevi Anadolu’da gelişen tasavvuf düşüncesinin en görkemli yapıtlarından biridir.Mesnevi’yi bitirdikten sonra Konya’da ölen Mevlana’nın sohbetleri yakın dostları tarafından Fih ma fih (Ne varsa içindedir),Meclisi-Şeba (yedi Öğüt)ve rubaileri de sonradan bir araya getirilmiştir.


Mimar Sinan

Elli yıla yakın bir süre Osmanlı İmparotorlugu nun mimarbaşılığını yapmış olan Sinan ın asıl önemi,yapılarında gerçekleştirdiği deneyler ve getirdiği yeniliklerle Osmanlı –Türk mimarlığını ‘’klasik’’olarak adlandırılan doruğuna ulaştırmasındadır .478 yapısından 337’si İstanbul ve çevresinde olan Sinan ,Osmanlı mimarlığında altın bir çağa imza atan üstün yetenekli bir sanatcıdır .Mimar Sinan’ın en büyük eserleri Çıraklık yapıtı Şehzade Camii,kalfalık yapıtı, Süleymaniye cami ve Ustalık yapıtı Selimiye Camii’dir.




Piri Reis

Piri Reis,Ahmet Muhiddin Piri, Ahmet ibn-i el-Haç Mehmet El Karamani (d.1465-70,Gelibolu-ö 1554,Kahire) Osmanlı denizcisi .Amerika’yı gösteren Dünya haritaları ve Kitab-ı Bahriye adlı denizcilik kitabıyla tanınmıştır. Piri Reis eşsiz bir kartograf ve deniz bilimleri üstadı olmasının yanı sra ,Osmanlı deniz tarihinde izler bırakmış bir kaptandır.





Mehmet Akif Ersoy

1873’de İstanbul’da doğdu,27 Aralık 1936’da aynı kentte öldü.1889’girdiği Mülkiye Baytar Mektebi’ni 1893’te birincilikle bitirdi .1906’da Halkalı Ziraat Mektebi ve 1907’de Çiftcilik Makinist Mektebi’nde hocalık etti.Mehmet Akif’in 1911’de 38 yaşında ikenyayımladığı ilk kitabı Safahat bağımsız bir edebi kişiliğin ürünüdür.Milletvekili iken sözlerini yazmış bu şiire karşılık verilen para ödülünü de almamıştır.





 

Cahit Arf

Cahit Arf, Türk matematikçi, TÜBİTAK Bilim Kolu eski başkanı. Yüksek öğrenimini Fransa'da Ecole Normale Superieure'de 1932'de tamamladı. Bir süre Galatasaray Lisesi'nde matematik öğretmenliği yaptıktan sonra İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi'nde doçent adayı olarak çalıştı. Doktorasını yapmak için Almanya'ya gitti. 1938 yılında Göttingen Üniversitesi'nde doktorasını bitirdi.rnrnTürkiye'ye döndüğünde İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi'nde profesör ve ordinaryus profesörlüğe yükseldi ve 1962 yılına kadar çalıştı. Daha sonra Robert Kolej'de matematik dersleri vermeye başladı. 1964 yılında Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK) bilim kurulu başkanı oldu.rnDaha sonra gittiği Amerika Birleşik Devletleri'nde araştırma ve incelemelerde bulundu; Kaliforniya Üniversitesi'nde konuk öğretim üyesi olarak görev yaptı. 1967 yılında Türkiye'ye dönüşünde Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nde öğretim üyeliğine getirildi. 1980 yılında emekli oldu. Emekliye ayrıldıktan sonra TÜBİTAK'a bağlı Gebze Araştırma Merkezi'nde görev aldı. 1983 ve 1989 yılları arasında Türk Matematik Derneği başkanlığını yaptı.rnArf, İnönü Armağanı'nı (1943) ve TÜBİTAK Bilim Ödülü'nü kazandı. (1974) Onuruna yapılan cebir ve sayılar teorisi üzerine uluslararası bir sempozyum, 1990'da 3-7 Eylül tarihleri arasında Silivri'de gerçekleştirilmiştir. Halkalar ve geometri üzerine ilk konferanslar da 1984'te İstanbul'da yapılmıştır. Arf, matematikte geometri kavramı üzerine bir makale sunmuştur. Cahit Arf, 1997 yılının Aralık ayında ağır bir kalp hastalığı nedeni ile ölmüştür.


Nazım Hikmet Ran

15 Ocak 1902 yılında Selanik'de doğdu. Aslen 20 Kasım 1901 olan doğum tarihi ailesi tarafından sene kaybetmemesi için 15 Ocak 1902 olarak kaydettirildi. İlk şiiri ‘Feryad-ı Vatan’'ı 1913'te yazdı. Aynı yıl Galatasaray Sultanisi'nde ortaokula başdı. 1917'de Heybeliada Bahriye Mektebi'ne girdi. Daha sonra Kurtuluş Savaşı için Anadolu'ya geçti. Fakat sağlık nedenleri ile bahriyeden ayrılmak zorunda kaldı. Bu sırada Hamidye Kruvazörü'nde güverte subayıydı. Bolu'ya öğretmen olarak atandı. Daha sonra Batum üzerinden Moskova'ya giderek Doğu Emekçileri Komünist Üniversitesi’nde siyasal bilimler ve iktisat okudu. 1921'de gittiği Moskova’da devrimin ilk yıllarına tanık oldu ve komünizm ile tanışdı. 1924'te Moskova’da yayınlanan ilk şiir kitabı ’28 Kanunisani’ sahnelendi. O yıl Türkiye’ye dönerek Aydınlık Dergisi’nde çalışmaya başladı. Dergide yayınlanan şiir ve yazılarından dolayı on beş yıl hapsi istenince yeniden Sovyetler Birliği’ne gitti. 1928’de af kanunundan yararlandı ve Türkiye'ye geri döndü. Bu kez Resimli Ay dergisinde çalışmaya başladı. 1938’de yirmi sekiz yıl hapis cezasına çarptırıldı. 12 sene süren tutukluluktan sonra askere alınacağı ve öldürüleceği endişesiyle Sovyetler Birliğine gitti. Bu yüzden DP hükümeti tarafından ülke vatandaşlığından çıkarıldı ve Nazım Hikmet, büyük dedesi Mahmut Celaleddin Paşa (Konstantin Borzecki)'nın memleketi olan Polonya vatandaşlığına geçti ve Borzecki soyadını aldı. Moskova'da 3 Haziran 1963 tarihinde kalp krizinden öldü.



Türkan Saylan

Türkan Saylan 13.12.1935 İstanbul’da doğdu. 1944 – 1946 yıllarında Kandilli İlkokulu ve 1946 – 1953 yıllarında Kandilli Kız Lisesi’nde okudu. 1963’de İstanbul Tıp Fakültesini bitirdi. 1964 - 1968 yılları arasında Sosyal Sigortalar Nişantaşı Hastanesi’nden Deri ve Zührevi Hastalıklar Uzmanlığını almıştı. 1968 yılında İÜ İstanbul Tıp Fakültesi Dermatoloji Anabilim Dalı’nda Başasistanlığa başladı. 1971’de İngiliz Kültür Heyeti’nin bursuyla İngiltere’de ileri eğitim görmüş, 1974 de Fransa’da 1976’da yine İngiltere’de kısa süreli çalışmalar yapmış, 1972’de, doçent, 1977’de profesör olmuştu. 1976 yılında Lepra (Cüzzam) çalışmalarına başlamış, Cüzzamla Savaş Derneğini kurmuştu. 1986’da kendisine Hindistan’da “Uluslararası Gandhi Ödülü” verilmişti. 2006 yılına kadar Dünya Sağlık Örgütü’nün Lepra konusunda danışmanlığını yapmıştı. Uluslararası Lepra Birliği’nin (ILU) kurucu üyesiydi. Avrupa Dermato Veneroloji Akademisi’nin ve Uluslararası Lepra Derneği’nin üyesiydi. 1981-2002 yılları arasında 21 yıl, üniversitedeki görevinin yanında gönüllü olarak Sağlık Bakanlığı İstanbul Lepra Hastanesi Başhekimliği’ni yaptı. 1982 – 1987 yılları arasında, İstanbul Tıp Fakültesi Dermatoloji Anabilim Dalı Başkanlığı’nı, 1981 – 2001 yılları arasında İstanbul Tıp Fakültesi Lepra Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürlüğü’nü yürüttü. Dermatopatoloji Laboratuvarının, Behçet Hastalığı ve Cinsel İlişkiyle Bulaşan Hastalıklar Polikliniklerinin kurulmasına öncülük etti. Ayrıca Ulusal Lepra Kontrol Programını koordinatörü olarak proje, planlama ve uygulamaları gerçekleştirmişti. 1989’da Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nin (ÇYDD) kurucularındandır ve Genel Başkanlığını yürütmekteydi. 1990’da oluşan “Öğretim Üyeleri Derneği”nin kurucusudur ve ilk dönem II. Başkanlığını yapmıştı. 1990’da oluşturulan “İÜ Kadın Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi”nin kuruluşunda görev almış ve 1996’ya kadar Müdür Yardımcılığı ile Kadın Sağlığı derslerinin koordinatölüğünü yapmıştı. 1995’de mezun olduğu lise için oluşturulan Kandilli Kız Lisesi Kültür ve Eğitim Vakfı (KANKEV)nın kurucusu ve başkanıdır. İstanbul Tabip Odası ve Korunmaya Muhtaç Çocuklar Vakfı üyesiydi. 13.12.2002 tarihinde emekli olmuş ve resmi görevlerini devretmişti. Gönüllü kuruluş olarak; ÇYDD’nin Genel Başkanlığını, KANKEV Vakfı ile Cüzzamla Savaş Derneği Başkanlığını, sürdürmekteydi. 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel tarafından 31 Mart 2000 tarihinde Sosyal Hizmetler Danışma Kurulu üyeliğine seçilmişti. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından 2 Şubat 2001’de YÖK üyeliğiyle görevlendirilmiş ve bu görev Şubat 2007’de bitmişti. 2003 – 2004 arasında Başbakanlık İnsan Hakları Danışma Kurulu üyeliği ve İstanbul İl İnsan Hakları Kurulu üyeliklerinde bulunmuştu. 2005 yılı başı olarak, toplam 440 yayını bulunmaktadır. Bunların 50’si yabancı dergilerde yayınlanmış tıbbi çalışmaları, 204’ü tıbbi, sosyal ve siyasal içerikli gazete makaleleri, 186’sı ise Türkçe tıbbi dergilerde ve kongre kitaplarında yayınlanmış araştırma, derleme ve olgu bildirimleridir.

Not: Yazının büyük bir bölümü çeşitli adreslerden alıntıdır.

Bugün 33 ziyaretçi Kemalist-Yol'daydı.
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=